Her Şey Yabancılaşıyor ama Biz Aynı Kalıyoruz

 

Her Şey Yabancılaşıyor ama Biz Aynı Kalıyoruz

Yabancılaşma, ya çevresel koşulların değişmesi, ya toplumsal eylemlerin öncekilere göre başkalaşması, ya kişilerin kendisini bütünün bir parçası görmemesi, ya da kendi içinde kendisiyle, edindiği değerlerle uzlaşamaması, anlamsızlık, hiçlik çukuruna yuvarlanması anlamlarında da olabilir. Burada „Anlamak/Sevmek“ karşılıklı etkileşiminin yok olmasıyla insanın insan olması ve insan kalması duygularının tensel/tinsel bütünlüğünün bozuşması aşamasına, ulaşılamazın ulaşıldığı doruk son, bunalımdır/krizdir.

Ülkemizde genel anlamda yabancılaşmayan çok az değer kalmış. Kentlerimizin sokakları, caddeleri yabancı adlardan ya da uyduruk görüntülerden oluşan, gerçek mekânların ölçülerinin çok üstünde devasa reklam panolarıyla, kimi Uzak Doğu ülkelerinde görülen türden renk ve ışıklarla ürpertiyor insanı. Abartılar abartılmış, bilindik yerler yok olmuş, içindeki insanlar iyiden iyiye küçülmüş, varlıkları belirsizleşmiş; ya hareketsizler ya da koşuşturuyorlar, yönlerini bularak bir yerlere yetişmeye uğraşıyorlar. Amaçlı, amaçsız; önemli değil.

Ekonomik alandaki gelişmeler, üretimsizlik, dışalım, pahalılık, lüks tüketim, aşırı varsıllık; yüzde 20 bir yanda, diğer yanda beslenmede, barınmada enflasyon, tüketimsizlik, aşırı yoksulluk yüzde 80. Dengesizlik, yıkım getiren güç yüklenme sürecidir.

Eğitim/öğrenim alanında yine bir çarpıklık; öğrencilerin yüzde 80’i yetersiz eğitim alırken, yüzde 20’si yurt içinde ve dışında iyi eğitim alabiliyor. İşsizlik oranı 20/80 olarak düşünülebilir. Genç akademikerler çarşıda, pazarda bulabildikleri her türde iş yerinde çalışıyorlar. Genç insanların olanak bulabildiğinde yurt dışına çıkmak isteme oranları çok yüksek. Burada eğitimin iyi ya da kötü olması önemli değil; bir iş bularak insanca yaşamak kaygısı öne çıkmaktadır.

Sağlık alanında hem hastalar hem de hekimler mutsuzdur; özel hastaneler çok pahalı ve sorunlu, kamu hastaneleri çok yoğun ve hastalara muayene randevusu için çok uzun süre verilirken, muayene için beş dakika süre tanınıyor. İlaçlar alt gelir düzeyindekiler için pahalı ya da yeterli ilaç bulunamıyor. İlacın bile karaborsası oluşmuş. Genç, yeni hekimler iş bulamıyorlar.

Hukuk, adalet alanındaki gelişmeler her türlü eleştirinin de dışında perişan; adaletsizlik ve geç gelen adalet nedeniyle bu alana güven en alt düzeye inmiş durumda. Kurallar, yasalar genel geçerli değil sanki ülkemizde. Sözcüğün tam anlamıyla keyfî uygulamalar, taraflılık anlatılıyor medya kuruluşlarında.

Rahatlatan bir yön; Türk toplumu Özal döneminde EKONOMİST, bu dönemde HUKUKÇU olmuş çıkmış. Kaptanın çokluğu geminin batmasına neden olurmuş ama ne gam bize!

Politik alanı anlatmaya dilim dönmez, gücüm yetmez oldu sanki! Her yerde, her koşulda, herkes politikacı olmuş. Türk toplumu kadar politika konuşan başka bir toplum var mıdır, bilmiyorum. Basın, yayın, medya, sosyal medya ve asosyal medya; kadın erkek, hacı hoca, karı koca, iki kişi bir aradaysa konu „Ne olacak bu memleketin hâli?“nden başka değil. Türk toplumu „POLITIKUS INSANUS“lardan oluşmuş olmalı, mutlaka! Şaka değil, politikanın olmazsa olmazı partileri de mutlak butlancılık mertebesine ulaşarak tüm dünyaya demokrasi öğretme çabasındalar.

Türk toplumu tüm bu karmaşa içinde dahi mutlaka bir yol bulacaktır ya da bir yol yapacaktır.

Kaosun bile kuralları varsa, bizim de yürüyecek düzgün bir YOLUMUZ olacaktır.


+Yazarın tüm yazıları

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir