
Mölln Belediye Başkanı Ingo Schäper (sağda), Hamburg Başkonsolosu Berati Alver ile bir araya geldi. Fotoğraflar: T.C. Hamburg Başkonsolosluğu
HamburgHaber.de
HAMBURG – Mölln Belediye Başkanı Ingo Schäper, T.C. Hamburg Başkonsolosu Berati Alver’i ziyaret etti. T.C. Hamburg Başkonsolosluğu’nun sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Belediye Başkanı Schäper’in Başkonsoloslukta kabul edildiği belirtilerek karşılıklı temas ve diyaloğun sürdürülmesine vurgu yapıldı.
Başkonsolosluk paylaşımında, “Mölln Belediye Başkanı Ingo Schäper, Başkonsolosluğumuzu ziyaret etmiştir. Nazik ziyaretleri için kendilerine teşekkür eder, karşılıklı temas ve diyaloğumuzun güçlenerek devam etmesini temenni ederiz” ifadelerine yer verdi. Açıklamayla birlikte görüşmeden iki fotoğraf da kamuoyuyla paylaşıldı.
Ziyaret, Almanya’daki Türkiyeli toplum açısından taşıdığı tarihsel anlam nedeniyle ayrıca dikkat çekti. Mölln, 1992 yılında Neonaziler tarafından gerçekleştirilen Mölln kundaklama saldırısı ile hafızalara kazınmıştı. Saldırıda Bahide Arslan, Yeliz Arslan ve Ayşe Yılmaz yaşamını yitirmiş, olay Almanya’da ırkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı mücadelenin sembol olaylarından biri haline gelmişti.

Mölln neden önemli?
Mölln, Almanya’daki göçmenler ve özellikle Türkiyeli toplum için yalnızca küçük bir kent olmanın ötesinde güçlü bir hafıza mekânı olarak biliniyor. 23 Kasım 1992’de Neonaziler tarafından gerçekleştirilen kundaklama saldırısında Arslan ailesinin evi hedef alınmış; Bahide Arslan, Yeliz Arslan ve Ayşe Yılmaz hayatını kaybetmişti.
Saldırı, Almanya tarihindeki en ağır ırkçı şiddet olaylarından biri olarak kayıtlara geçti. Her yıl düzenlenen anma törenleriyle hayatını kaybedenler anılırken, olay aynı zamanda Almanya’da ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve birlikte yaşam kültürü üzerine süren tartışmaların da sembollerinden biri olmaya devam ediyor.
Bu nedenle Belediye Başkanı Schäper’in Hamburg Başkonsolosluğu ziyareti, rutin bir diplomatik nezaket görüşmesinin ötesinde; yerel yönetim ile Türk diplomatik temsilciliği arasındaki temasların sürdürülmesi ve tarihsel hafızaya duyarlı diyaloğun devamı açısından da önem taşıyor.
