Nihat ERCAN
(TGH Onursal Başkanı)
ni.ercan@googlemail.com
Uluslararası Anadili Günü ve Türkçe
Uluslararası Anadili Günü, UNESCO tarafından 17 Kasım 1999 tarihinde 21 Şubat olarak ilan edilmiştir. Bu günün özgün adı Anadili Hareketi Günüdür.
21 Şubat 1952’de Bangladeş’te öğrenciler, anadillerini kullanabilmek için düzenledikleri eylemler sırasında polis tarafından öldürülmüştür. UNESCO, bu acı olayı ve öğrencilerin mücadelesini yaşatmak amacıyla 21 Şubat’ı “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiştir.
Uluslararası Anadili Günü’nün üç temel amacı vardır:
-
Çok dilliliği teşvik etmek, dünyadaki dilleri ve kültürleri korumak.
-
Anadilinde eğitim hakkını savunmak; herkesin kendi anadilinde eğitim alabilmesi ve anadilini kamusal alanda kullanabilmesi.
-
Yok olma tehlikesi altındaki diller için farkındalık yaratmak ve bu dillerin yaşatılması adına somut girişimlerde bulunmak.
Uluslararası Anadili Günü’nü yılda bir gün anmak, bayramlar gibi kutlamak elbette hiç yoktan iyidir. Ancak milyonlarla ifade edilen bir kültürel azınlık toplumunun anadilinde eğitiminin, zoraki, göstermelik ve baştan savma politikalarla yarım asırdır sürdürülmesi —ya da süründürülmesi— 21. yüzyılda, uygar bir Avrupa ülkesi olan Almanya’da, insanlık suçu olmasa bile insanlık adına büyük bir ayıptır.
Bu utancın paydaşı ne yazık ki sadece devlet politikaları değildir. Kendi öz dilimiz olan Türkçeye yeterince sahip çıkamayan, çocuklarımıza anadilimizi yeterli biçimde öğretemeyen bizler, yani Türk toplumu da bu tablonun bir parçasıyız.
Almanya Türk toplumunun duyarlı küçük bir kesimi —veliler ve öğretmenler— yıllardır bu sorunu gündemde tutmaya çalışmakta, çeşitli etkinlikler düzenlemektedir. Ancak bu çabalar yetersiz kalmaktadır. Her geçen yıl Türkçe öğrenen çocuk sayısı azalmakta, Türkçe öğretimi giderek zayıflamaktadır. Zaten nicel ve nitel açıdan yetersiz olan okullardaki Türkçe dersleri, bugün yok olma noktasına gelmiştir.
Bu yok oluş sürecinde, bizler zoraki gerçekleştirilen Anadili Günü kutlamalarıyla avunurken, varlık nedenimiz olan Türkçemizi savunamaz hâle gelmiş bulunuyoruz.
Almanya Türk toplumunun odaklanması gereken somut kavramlar çok dillilik, anadiller ya da köken dilleri değildir. Asıl mesele, anadilimiz Türkçedir.
Türkçe, günümüz Almanyası’nda Almancadan sonra en çok konuşulan ikinci dildir. Bu gerçek göz ardı edilerek “anadil sorunu”, çok dillilik ve köken dilleri karmaşası içinde ele alındığında çözüm üretilemez; aksine sorun belirsizleştirilir, sulandırılır ve çözümsüz hâle getirilir. Almanya eğitim sisteminin bilinçaltında yatan yaklaşım da tam olarak budur.
Konu çoğullaştırılır, genelleştirilir, silikleştirilir; anlamsızlaştırılır, sığlaştırılır ve görünmez kılınır. Bu süreç, sessiz ve ince bir şekilde işleyen eritme ve asimilasyon sürecidir.
Güle güle kültürel Türk kimliği, hoş geldiniz “Müslüman Almanlar”.
Peki, bunu demeyeceksek ne yapılmalıdır?
-
Çocuklarımız mutlaka okullardaki Türkçe derslerine katılmalıdır.
-
Bu mümkün değilse, çocuklarımıza özel yollarla Türkçe öğretilmelidir.
-
Bu hedeflerin hayata geçirilmesi için TÜRKÇEM (Türkçe Merkezi) adıyla bir vakıf kurulmalıdır.
+Yazarın tüm yazıları
