Hamburg’da Bir İsimle Yüzleşmek: Semra Ertan

Hamburg’da yaşayan bir gazeteci, Semra Ertan’la geç tanıştığı bir hafıza kırılmasından yola çıkarak göç, ırkçılık ve unutulmuş bir şairin izini sorguluyor.

♦♦ Ahmet Durmuş


Hamburg’da Bir İsimle Yüzleşmek: Semra Ertan

”Bir gazetecinin geç kalmış hafıza yazısı”

Hamburg’da yıllardır yaşıyoruz.

Bu şehrin sokaklarında çalışıyor, çocuk büyütüyor, kahve içiyor, eve yetişiyoruz. Aynı yağmuru yaşıyor, aynı metroya biniyor, aynı hayatın içinde yoruluyoruz. Kimimiz onlarca yıldır burada. Kimimiz artık bu şehrin yabancısı değiliz sanıyoruz kendimizi.

Ama bazen bir isim çıkıyor karşımıza ve insan bir anda duruyor.

Semra Ertan.

Bir sosyal medya paylaşımında gördüm adını. Önce sıradan bir anma sandım. Sonra birkaç satır okudum. Ardından içime çöken o ağır sessizlik geldi.

1982 yılında Hamburg’da, yabancı düşmanlığını protesto etmek için kendini ateşe veren Türkiyeli bir kadın…

Bir şair.

Bir yazar.

Ve ben bu şehirde yaklaşık 20 yıldır yaşayan bir gazeteci olarak onun hikâyesini neden bu kadar geç öğreniyordum?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü insan bazen bilmediği bir şeyi öğrendiğinde değil, neden bilmediğini fark ettiğinde sarsılıyor.

Ramazan Avcı’yı biliyoruz.
Süleyman Taşköprü’yü biliyoruz.
NSU cinayetlerini biliyoruz.
Solingen’i, Mölln’ü, kundaklanan evleri, öldürülen insanları biliyoruz.

Peki Semra Ertan neden hafızamızın aynı yerinde durmuyor?

Neden bir göçmen kadının çığlığı yıllarca sessizliğin içinde kayboldu?

Belki bunun tek bir cevabı yok.

Ama galiba bizim toplum olarak en büyük eksiklerimizden biri, kendi hafızamızı yeterince koruyamamak. Çalışırken, ayakta kalmaya uğraşırken, hayatın yükünü taşırken bazı isimleri geride bırakıyoruz. Özellikle de şiir yazanları… Duygularını anlatanları… Sessizce acı çekenleri…

Oysa Semra Ertan sadece bir trajedi değil.

O, bu toplumun görülmeyen yaralarından biri.

Bir Göç Hikâyesi, Bir Yazı Hafızası

Semra Ertan, 1956 yılında Mersin’de doğdu. 1972 yılında ailesinin yanına Almanya’ya geldi. Kiel ve Hamburg’da yaşadı; teknik ressamlık yaptı, farklı işlerde çalıştı ve göçmenlere tercümanlık konusunda destek verdi.

Ama aynı zamanda yazdı.

Şiirler yazdı.

“Benim Adım Yabancı” dedi.

Aslında hepimizin içinde dolaşan duyguları yıllar önce kelimelere dökmüştü. Bugün hâlâ birçok göçmenin içinde sessizce taşıdığı kırgınlığı anlatıyordu.

Peki neden onu yeterince konuşmadık?

Neden onun adı göç hafızamızın merkezine yerleşmedi?

Neden erkeklerin acıları daha görünür oldu da, bir kadın şairin çığlığı zamanla sessizliğe gömüldü?

Bu soruların kesin cevaplarını bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum:

Semra Ertan’ın hikâyesi yalnızca geçmişe ait değil.

Bugüne de ait.

Bugün hâlâ Almanya’da milyonlarca insan “yabancı” hissiyle yaşamaya çalışıyor. İsimlerden dolayı iş bulamayan gençler var. Önyargılar var. Sessiz ayrımlar var. “Siz” ve “biz” diye kurulan görünmez duvarlar hâlâ ayakta.

Bu yüzden onun sesi bugün yeniden duyulmalı.

Onu sadece trajik bir ölümle hatırlamak eksik olur. Onu bir şair olarak, bir göçmen kadın olarak, bu toplumun görmezden geldiği bir vicdan sesi olarak yeniden okumak gerekiyor.

Hafıza, Sessizlik ve Sorumluluk

Semra Ertan adına yürütülen anma çalışmaları bugün büyük ölçüde sivil inisiyatifler tarafından sürdürülüyor. 2018 yılında Hamburg’da kurulan “Initiative in Gedenken an Semra Ertan”, her yıl özellikle 24 Mayıs’ta St. Pauli’de anma etkinlikleri düzenliyor; şiir okumaları, performanslar ve göç, ırkçılık ile hafıza üzerine tartışmalar gerçekleştiriyor.

Ayrıca St. Pauli’de onun adına kalıcı bir kamusal alan oluşturulması için uzun süredir kampanyalar yürütülüyor.

Peki neden Türk toplumu tarafından yeterince sahiplenilmedi?

Bu soruya tek bir cevap vermek mümkün değil. Ancak göç hafızası ve diaspora deneyimi üzerinden bakıldığında bazı yapısal nedenler öne çıkıyor:

Kurumsal hafıza ve arşiv kültürünün zayıflığı
Göçmen topluluklarda travmatik olayların çoğu zaman konuşulmaması
Kadın yazar ve şairlerin görünürlük sorunu
Almanca yazılmış edebi üretimin Türkçe diasporada geç dolaşıma girmesi

Bu nedenlerle Semra Ertan uzun yıllar daha çok bireysel hafızalarda kaldı.

Son Söz

Bu yazıyı yazarken içimde tuhaf bir ağırlık vardı.

Bir gazeteci olarak geç kalmışlık hissi…
Bir göçmen olarak mahcubiyet…
Bir insan olarak sessizce büyüyen bir vicdan yükü…

Ve belki bugün bu yazıyı okuyan birçok insan da ilk kez onun adını duyacak.

Ama geç de olsa bir yerden başlamak gerekiyor.

Çünkü bazı insanlar yalnızca öldükleri gün değil, unutulduklarında ikinci kez kayboluyorlar.

Semra Ertan’ı anmak, sadece geçmişi hatırlamak değil; bugünü anlamaya çalışmaktır.

Semra Ertan’ın susmayan hatırasına saygıyla…


Semra Ertan Kimdir?

Semra Ertan, 1956 yılında Mersin’de doğdu. 1972 yılında Almanya’ya, ailesinin yanına geldi. Kiel ve Hamburg’da yaşadı; teknik ressamlık yaptı, farklı işlerde çalıştı ve göçmenlere tercümanlık desteği verdi.

Göçmenlerin yaşadığı dışlanmayı ve yabancı düşmanlığını anlatan 350’den fazla şiir yazdı. En bilinen şiiri “Benim Adım Yabancı” oldu.

24 Mayıs 1982’de Hamburg’da, Almanya’daki artan ırkçılığı protesto etmek amacıyla kendini ateşe verdi. İki gün sonra yaşamını yitirdi.

Bugün Almanya’daki göç hafızasının ve ırkçılık karşıtı mücadelenin en önemli sembollerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir