KÖŞE YAZISI | HUKUK
Korona Yardımları Şimdi Geri Dönüyor: Almanya’da Sübvansiyon Dolandırıcılığı Davaları Çoğalıyor
Pandeminin başında “hızlı ve bürokrasisiz” şekilde dağıtılan korona yardımları, bugün on binlerce işletme sahibinin başını ağrıtıyor. Geri ödeme talepleri yağıyor, savcılıklar harekete geçti. İşte bilinmesi gereken her şey.
Mart 2020’de pandemi başladığında, Almanya’da binlerce küçük işletme bir gecede gelirsiz kaldı. Lokantalar kapandı, berberler çalışamaz oldu, dükkânlar boşaldı. Federal hükümet ve eyaletler hızlı davrandı: Birkaç gün içinde Korona-Soforthilfe açıklandı. Ardından Überbrückungshilfe I, II, III ve IV, Kasım yardımı, Aralık yardımı ve Neustarthilfe geldi. Toplamda devlet 100 milyar Euro’nun üzerinde destek dağıttı.
Süreç olabildiğince basit tutuldu. Başvuru çoğu zaman online formlardan, sadece birkaç dakikada yapılabiliyordu. Ödemeler hızlıca, bazen birkaç gün içinde hesaplara geçiyordu. Devletin mesajı netti: “Önce yardım edelim, kontrolü sonra yaparız.”
Şimdi tam da o “sonra” geldi.
Mektuplar Postaya Düşmeye Başladı
Yatırım bankaları ve eyalet teşvik kurumları – Hamburg’da IFB, Kuzey Ren-Vestfalya’da Bezirksregierung, Berlin’de IBB – son aylarda binlerce işletme sahibine yazı gönderdi. İçerik benzer: “Başvurunuzdaki bilgiler kontrol edildi. Şu noktalar açıklanmalı.”
Bazı mektuplarda doğrudan geri ödeme talebi var. Bazılarında daha ağır bir uyarı: Dosya savcılığa iletildi.
Almanya genelinde başlatılan sübvansiyon dolandırıcılığı (Subventionsbetrug) soruşturmalarının sayısı çoktan altı haneli rakamlara ulaştı. Sadece Berlin’de on binin üzerinde dosya açıldığı biliniyor. Hamburg, Münih, Köln ve Frankfurt’ta da tablo benzer.
Bu davaların önemli bir kısmında muhatap, Türkiye kökenli işletme sahipleri. Çünkü pandemi en sert şekilde gastronomi, perakende, taşımacılık, berberlik ve küçük hizmet sektörünü vurdu – yani Türk toplumunun yoğun olarak çalıştığı alanları.
Asıl Sorun: Yönetmelikler Sürekli Değişti
Pek çok başvurunun sorunlu olmasının nedeni mutlaka kötü niyet değil.
Pandeminin ilk aylarında destek yönetmelikleri belki on kez değişti. “Sabit gider” tanımı bir hafta şuydu, sonraki hafta buydu. Bir programda kabul edilen bir gider kalemi, başka programda kabul edilmiyordu. Mali müşavirler bile çoğu zaman emin değildi.
Pek çok küçük işletme sahibi formları kendisi doldurdu. Bazıları akrabasından, bazıları arkadaşından yardım aldı. Almanca’sı yeterli olmayanlar, formdaki ifadeleri tam anlayamadan tıkladı.
Sonuç: Dürüst niyetli yapılan başvurular bile bugün incelendiğinde “yanlış beyan” olarak görünebiliyor.
İşte tam bu nokta hukuksal açıdan tehlikeli. Çünkü Almanya’da sübvansiyon dolandırıcılığı sadece kasten yapılan yanlış beyanları değil, dikkatsizlik sonucu yapılanları da cezalandırıyor. Yani “bilmiyordum” demek, çoğu zaman koruma sağlamıyor.
Hangi Konular Soruşturuluyor?
Yetkili kurumların özellikle dikkat ettiği noktalar şunlar:
Aşırı tahmin edilen ciro kayıpları: Başvuruda örneğin yüzde 60 kayıp belirtilmiş, ancak vergi beyannameleri kontrol edildiğinde gerçek kayıp yüzde 30 çıkmış.
Geriye dönük düzenlenen faturalar: Sabit giderlerin yüksek görünmesi için sonradan kesilen veya tarihi değiştirilen faturalar.
Çoklu başvurular: Aynı işletme için hem federal programdan hem eyalet programından paralel destek alınması ya da tek bir kişinin birkaç farklı işletme adına başvurması.
Faaliyetsiz işletmeler: Pandemiden önce çoktan kapanmış veya hiç faaliyete geçmemiş şirketler için yapılan başvurular.
Hatalı işletme türü beyanı: Aslında “freiberuflich” çalışan bir kişinin “Solo-Selbstständig” sıfatıyla başvurması veya tersi.
Cezalar Hafif Değil
Sübvansiyon dolandırıcılığında ceza, kaba bir kural olarak şuna bağlı: Ne kadar para alınmış, ne ölçüde planlı hareket edilmiş, suç ne kadar tekrarlanmış.
Birkaç bin Euro değerindeki dosyalar genellikle para cezası veya § 153a StPO uyarınca yükümlülüklerle takipsizlikle sonuçlanabiliyor. Yani sanık belirli bir miktarı bir derneğe veya devlet kasasına ödüyor, dava düşüyor – ancak resmi bir kayıt sicilde görünmüyor.
50.000 Euro’nun üzerine çıkan dosyalarda durum sertleşiyor. Almanya’da bu eşik “özellikle ağır hâl” sayılıyor ve mahkemeler bu seviyeden itibaren ertelemeli ceza yerine gerçek hapis cezası verme eğiliminde.
Birden fazla başvuru, sahte fatura veya organize davranış varsa cezalar üç-beş yıla kadar çıkabiliyor.
Ek olarak çoğu davada müsadere (Einziehung) uygulanıyor: Alınan para, çoktan harcanmış olsa bile geri isteniyor. Yani işletme sahibi parayı kira, maaş veya işletme giderleri olarak kullanmış olsa da devlet aynı miktarı talep edebiliyor.
Bunlara bir de vergi sorumluluğu ekleniyor. Çünkü başvuruda gösterilen yanlış cirolar veya sahte giderler çoğu zaman aynı zamanda vergi beyannamesinde de yer almıştır.
Yani aynı dosyadan dolayı kişi hem ceza yargılamasıyla, hem maliye dairesinin geri talebiyle, hem de eyalet bankasının haciz davasıyla aynı anda karşılaşabilir.
Mektup Geldiğinde Ne Yapmalı?
Yatırım bankasından veya savcılıktan bir yazı alanlar için ilk kural çok basit: Aceleci hareket etmeyin.
Almanya’da sanık olarak çağrı alındığında kişinin susma hakkı vardır (§ 136 StPO).
Polise, savcıya veya teşvik kurumuna kendiliğinden açıklama yapmak çoğu zaman durumu kötüleştirir. Çünkü pandeminin ilk aylarındaki belirsizlik – yönetmeliklerin sürekli değişmesi, formların karmaşıklığı, dil sorunları – savunmada önemli bir argümana dönüşebilir.
Ancak kişi önce konuşup sonra avukat tutarsa, bu argüman büyük ölçüde kullanılamaz hale gelir.
Bir başka kritik nokta: Anhörungsbogen (ön ifade formu) doldurulmamalı.
Bu form basit bir yazı gibi görünür, ancak hukuken sanık ifadesi yerine geçer. Bir kez doldurulduktan sonra geri alınması neredeyse imkânsızdır.
Geri ödeme yapma kararı da iyi düşünülmelidir. Para iade etmek her zaman doğru bir adım gibi görünür, ancak bazı durumlarda suçun itirafı olarak yorumlanabilir.
Doğru yol, önce dosyayı bir avukatla incelemek, sonra olası adımları planlamaktır.
Mali Müşavirin Sınırı Var
Pek çok işletme sahibi ilk tepki olarak mali müşavirini arıyor. Bu doğru bir refleks ama yeterli değil.
Çünkü mali müşavir vergi konusunda yetkilidir, ceza yargılamasında değil. Üstelik mali müşavirin avukat kadar geniş bir gizlilik koruması yoktur: Belirli durumlarda mali müşavirin ifadesi mahkemede aleyhe kullanılabilir.
İdeal olan: Vergi tarafında mali müşavir, ceza tarafında bir ceza hukuku avukatı.
Bu iki kişinin birlikte çalışması, dosyayı en iyi şekilde yönetmenin yolu.
Korkunun Yerine Bilgi
Korona yardımı alıp bugün bir mektup almış olmak, otomatik olarak suçlu olmak demek değildir.
Pek çok dava savunma sırasında düşmektedir. Yönetmeliklerdeki belirsizlik, başvurudaki dürüst yorumlama hatası, dil engeli – bunların hepsi savunmada değerlidir.
Ama bekleyenin kazanma şansı azalır. Soruşturma ne kadar erken aşamadaysa, savunma da o kadar etkilidir.
Mektup eline ulaşan birinin yapması gereken iki şey net: Konuşmadan önce avukata danışmak ve belgeleri sağlam tutmak.
Çünkü pandeminin ilk şoku geçti, ancak hukuki sonuçları daha yıllarca konuşulacak.
Yazar: Avukat Kemal Su
Hamburg-Altona’da ceza hukuku alanında uzman avukat (Fachanwalt für Strafrecht) olarak görev yapmaktadır.
İletişim: kemalsu.de
Editör notu: Bu yazı hukuki bilgilendirme amacı taşımaktadır. Somut olaylarda uzman avukata danışılması önerilir.
