
Editörün Köşesi | Sosyal Devlet Reformu Kimin İçin Kolaylaşacak?
Almanya’da sosyal devlet reformu bir kez daha “sadeleştirme”, “dijitalleşme” ve “bürokrasiyi azaltma” başlıklarıyla gündemde. Kâğıt üzerinde kulağa hoş gelen bu kavramlar, uygulamada ise her zaman aynı sonucu doğurmuyor. Özellikle Hamburg gibi göçmen nüfusun yoğun olduğu kentlerde asıl soru şu: Bu reformlar gerçekten vatandaşın hayatını mı kolaylaştıracak, yoksa yeni eşitsizlikler mi üretecek?
ver.di’nin Sosyal Devlet Komisyonu raporuna yönelik uyarıları tam da bu noktaya işaret ediyor. “Hak kaybı olmamalı” vurgusu, yalnızca teknik bir sendikal talep değil; sosyal devletin ruhuna dair bir hatırlatma. Çünkü sosyal yardımlar, istatistiklerden ibaret değil. Jobcenter koridorlarında bekleyen, randevu almakta zorlanan, dilekçe yazarken tercümana ihtiyaç duyan binlerce insanın günlük yaşamına dokunuyor.
Hamburg’da Jobcenter’larla en sık muhatap olan kesimlerin başında göçmenler geliyor. Dil engeli, dijital okuryazarlık sorunları ve karmaşık mevzuat, birçok kişi için sistemi zaten zor erişilebilir kılıyor. Eğer reformlar yalnızca “hız” ve “tasarruf” odaklı hayata geçirilirse, en kırılgan gruplar sistemin dışında kalma riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Öte yandan, sosyal hizmet çalışanlarının yıllardır dile getirdiği personel eksikliği ve aşırı iş yükü de göz ardı edilemez. Reformun başarısı, masada alınan kararların sahada karşılık bulmasına bağlı. Bu da ancak çalışanların, sendikaların ve sosyal hizmetlerin gerçek aktörlerinin sürece dahil edilmesiyle mümkün.
Sosyal devlet, yalnızca bütçe kalemleriyle değil; adalet, erişilebilirlik ve eşitlik ilkeleriyle ölçülür. HamburgHaber.de olarak bu süreci, özellikle göçmen toplumunun hakları ve sosyal adalet perspektifiyle izlemeyi sürdüreceğiz. Çünkü reformlar, en çok sesi az duyulanlar için anlamlıysa gerçek reformdur.
