Karne Üstüne Aykırı Düşünceler

Nihat ERCAN

(TGH Onursal Başkanı)
ni.ercan@googlemail.com


Karne Üstüne Aykırı Düşünceler

Karne, dilimize Fransızca “not defteri” anlamında yerleşerek öğretmenlerin öğrencilerinin gelişim durumlarını kendilerine ve anababalarına bildirdikleri yazılı belgeye dönüşür. Diploma denilen liyakat belgesinin aşamalarını oluşturur. Düzenlenip onaylandıktan sonra resmiyet kazanarak geçerli olur. Devlet onayı alır ama devlet var olduğu sürece geçerlidir.

Ülkemizde ve okullarda karne; içeriği, biçimi sürekli ilgiyle ve heyecanla beklenir; sevinç ve gözyaşlarıyla, armağanlarla, eleştiriyle ve en uç yaşamsal olumsuz noktalara ulaşan sonuçlara dek uzandığı olur.

Karne aslında eğitim kurumlarının ve öğretmenlerin kendi başarı durumlarının yansımalarıdır; doğrudan, dolaylısı ise öğrencilerin belgelenmesidir. Ancak bunu üzerlerine almazlar, “sözün meclisten dışarı” çıkarıldığı süreçlere dönüştürürler. Hatta “şu okullar olmasa, eğitimi ne güzel yönetirdim” kara mizaha doruk yaptıran kişi de bizden birisidir: reformcu bir Osmanlı Eğitim Bakanı.

Karnenin içeriğinin yapılanması, eğitimin ve öğrenimin önüne geçerek öğrenciden bağımsız olarak belirlenmiştir. Bilindiği gibi Almanya’da on yıllardır uygulanmakta olan rapor karneler süreci yaşanmaktadır. Okullarda müdürler, yazılan karneleri denetleyerek son durumunun veliler tarafından kabul edilebilecek biçimini belirlerler. Birçok öğretmenin korkulu rüyasıdır “rapor karne” yazmak. Bunu kolaylaştırmak için, hukuksal sorunsuzluklar da gözetilerek şablon tümcelerden oluşan derleme kataloglar hazırlanmıştır. Bu kataloglardan seçmeler yapılarak öğrencilerin eğitim gelişimlerine hazır elbiseler gibi giydirilir bunlar. Bazen önemli uyumsuzluklar olabilir. Bunun engellenmesi için sınıf terzileri, pardon öğretmenleri, giysilerin eksik yerlerine parça ekler, fazlalıklarını makaslarlar. Bu işlemler önceleri 3–4 haftalık sürerdi. Günümüzde bilgisayarlar ve yapay zekâlı asistanlar bunları kolay etmiştir sanırım.

Bu karneler genellikle ve özellikle “Sevgili …” öğrencinin ön adıyla başlar; öğrenci ve velilere sıcak, yumuşak bir girişle seslenir. Nedeni bellidir ama çok iyi gizlenir olumsuz kanılar, kanaatler ve de sanatlar. Gizemli bir gökkuşağının içinden geçirilir öğrenci. Olumluluk öne çıkarılır görüntüde; ancak “benim çocuğum hani iyiydi, niçin liseye gitmesi engelleniyor?” sorulduğunda çıplak gerçek son sözü hüzünle söylemektedir artık.

Kimi öğretmenler gerçekten çok yeteneklidirler; çocukları iyi gözlemlerler; çocuğun biyolojik, kültürel ve psikososyal genlerine kadar ulaşarak dört dörtlük raporlar hazırlarlar. Okul müdüründen övgüler alırlar bundan ötürü; başkaları duymuşlar mıdır bilmem ama biz buna tanıklıklar ettik. Bunun çocuğun daha en baştan saydam insan olmasını; kendisine özgü olumlu, olumsuz yanlarının gizliliğinin, korunaklılığının kalmamasını; sergilenmesini sağlar. Yaşam yolculuğunda zaman olur önünden koşar, zaman olur arkasından ayrılmaz, güneşin durumuna göre!

Ne kadar güzel işte, çağdaş bir uygulama denebilir (mi?). Deniyor da. Ancak burada çocuk kadar küçük bir sorun var. Her çocuk, öğrenci; kendine özgü nitelikleriyle, nicelikleriyle, özellikleriyle, zayıflıkları ve güçlü yanlarıyla farklı bir bütündür. Öğrenci odaklı eğitim, öğrenim onların bu yönlerine uygun yapılması gerekmez mi? Ölçüt bu olursa her öğrencinin güçlü olduğu yönde gelişmesi, eğitilmesi gerekir; değerlendirilmesi gereklidir, zorunludur, istenilendir. Ölçülmesi gereken yönler, başarılı olduğu yönlerdir; başarılar ölçülmelidir, başarısızlıklar değil!

Velilerle sözlü olarak konuşulur; özellikle gelecekte giderilebilecek ve hatta giderilemeyecek eksi yanların yazılı belgesi bulunmaz; çocuk özgür olur!

Konuya böyle yaklaşınca “eğitim gelişim bildirimleri”ndeki olumsuz yönler yazılı rapor, bildirime dönüşmez; çocuğun yaşamı boyunca lekelenmesi, ayağında zincir, elinde kelepçe, önünde engel, güneşine gölge olunmaz. Tersine ufku genişler, önü açılır; hem kendisine hem de toplumuna değer katar. Bu işlem basit sayılarla da kolayca sağlanabilir. Öğrencilerin eğitim başarı-gelişim değerlendirmesi:
1 = Yeterli
2 = İyi
3 = Pekiyi
olarak yapılmalıdır. Nokta.

Türkiye’de de son karneler dönemi Almanya’ya benzemektedir; okul tatillerinde olduğu gibi. Özgün uygulandığı ülkedeki durum budur; türev uygulamaların olumlu sonuçlar vermesi dileğiyle!?

Eğitimcilik deneyimleme sürecinde hiçbir öğrencime kırık not vermedim; her ders türünde en kötü notum “orta” oldu. Sıra dışı öğrencilerime “pekiyi” verdim. Üstelik de eleştirilere karşın sayıların eksisi, artısını kullanarak. Kompozisyon yazma derslerinde istedikleri, en iyi bildikleri konuyu istedikleri gibi yazdılar; iyi notlar aldılar. Alman öğretmen arkadaşın, henüz Almancası yeterli olmayan öğrencilerin kompozisyonu Almanca yazmaları yerine Türkçe yazmalarına verdiğim iyi notları Almanca not yerine kabul etmesi bir eğitimcilik erdemliliğidir.

Öğretmen kırık not veremez, vermez öğrencisine; çünkü her öğrencinin tutulacak bir dalı, geliştirilecek bir yanı vardır. Yeter ki öğretmen istesin, severek yaklaşsın öğrencisine. Üstelik de her insanın, çocuğun, öğrencinin insanca yaşayabilme sevgisi, umudu, cesareti, olanağı olmak zorunludur. Bunun engellenmesi hiç kimsenin, hiçbir kurumun, hele bir öğretmenin yetkisinde olamaz, değildir!


+Yazarın tüm yazıları


Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir