Almanya Kırım Tatarları Birliği Başkanı Mehmet Akyel, Hamburg’da gerçekleştirdiğimiz ayaküstü söyleşide Kırım Tatarlarının tarihini, Türkiye ve Almanya’daki varlığını, Kırım’ın işgal altındaki durumunu ve gelecek beklentilerini anlattı. Akyel, “Dilimizi kaybetmedik, kültürümüzü kaybetmedik. Her şeyden önce umudumuzu kaybetmedik” dedi.
♦♦♦ Ahmet DURMUŞ
HamburgHaber –Hamburg ve çevresindeki işverenleri, esnafı ve girişimcileri bir araya getirmek amacıyla faaliyet gösteren Hamburg Türk İşverenler Birliği’nin (Türkischer Arbeitgeber Bund Hamburg e.V. – TAB Hamburg) davetiyle katıldığımız etkinlikte, Almanya Kırım Tatarları Birliği Başkanı Mehmet Akyel ile tanışma fırsatı bulduk.
Etkinlik sırasında Kırım Tatarlarının tarihi, Almanya’daki örgütlenmeleri ve Kırım’ın geleceğine ilişkin değerlendirmelerini dinlediğim Akyel ile gazetecilik merakıyla kısa bir söyleşi gerçekleştirdim. Bu sohbet, yalnızca Kırım Tatarlarının kim olduğunu değil, bir halkın sürgünlere, baskılara ve kuşaklar boyunca süren mücadelelere rağmen kimliğini nasıl koruduğunu da yeniden düşünmeme vesile oldu.
Almanya Kırım Tatarları Birliği Başkanı Mehmet Akyel’in anlattıkları, Kırım Tatarlarının geçmişini ve bugününü anlamak için önemli ipuçları sunuyordu. Ancak bu hikâyeyi yalnızca geçmişte yaşananlarla sınırlamak mümkün değil. Kırım, 2014’ten bu yana Rusya’nın kontrolü altında bulunuyor ve bölgedeki insan hakları ihlalleri uluslararası kuruluşların raporlarında yer almaya devam ediyor.
“Biz Kırım Tatarları, Kırım Türkleriyiz”
Kırım Tatarlarının kim olduğunu ve Türkiye’deki nüfuslarını sorarak başladığımız söyleşide Almanya Kırım Tatarları Birliği Başkanı Mehmet Akyel, kendilerini Kırım Tatarı veya Kırım Türkü olarak tanımladıklarını belirtti.
Akyel, Türkiye’de Kırım Tatarı kökenli nüfusun yaklaşık 5 milyon olduğunu, bazı tahminlerin ise 7-8 milyona ulaştığını söyledi. Bu rakamların resmî bir nüfus sayımına dayanmadığını, tarih boyunca Anadolu’ya gerçekleşen göçler ve aile kökenleri üzerinden yapılan tahminler olduğunu belirtmek gerekiyor.
Kırım Tatarlarının Türk dünyasının tarihî ve kültürel bir parçası olduğunu vurgulayan Akyel, Türkiye’nin bilim ve düşünce hayatında önemli yer edinmiş bazı isimlerin de Kırım Tatarı kökenli olduğunu dile getirdi. İlber Ortaylı, Kemal Karpat ve Halil İnalcık’ı örnek göstererek Kırım Tatarlarının Osmanlı ve Türkiye tarihine katkılarına dikkat çekti.
Akyel’e göre Kırım Tatarlarının geçmişi yalnızca Kırım coğrafyasıyla sınırlı değil; Osmanlı’dan günümüz Türkiye’sine kadar uzanan geniş bir toplumsal ve kültürel mirası kapsıyor.

“Dilimizi ve kültürümüzü kaybetmedik”
Mehmet Akyel, söyleşimizde Kırım Tatarlarının yüzyıllardır devam eden mücadelesine dikkat çekerek 1783’te başlayan Rus hâkimiyeti sürecini tarihsel bir dönüm noktası olarak değerlendirdi.
Akyel, sürgünler ve baskılar nedeniyle çok sayıda Kırım Tatarının farklı ülkelere dağılmak zorunda kaldığını, buna rağmen kimliklerini koruduklarını belirtti.
“Biz 243 yıldır bir mücadele veriyoruz” diyen Akyel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Dilimizi kaybetmedik, kültürümüzü kaybetmedik. Her şeyden önce umudumuzu kaybetmedik.”
Akyel, Kırım Tatar düşünürü İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” anlayışını da hatırlattı. Bu düşüncenin yalnızca Kırım Tatarları için değil, bütün Türk dünyası açısından önemli olduğunu söyledi.
Ona göre halkın geleceği, kültürel kimliğin korunması kadar toplumsal dayanışmaya ve örgütlü çalışmaya da bağlı.
“Kırım’ı teslim etmeyecektik”
Söyleşimizde 2014 yılındaki gelişmeleri de değerlendiren Akyel, Kırım Tatarlarının Rusya’nın kontrolü ele geçirmesine karşı çıktığını söyledi.
Rusya, 2014 yılında Ukrayna’ya bağlı Kırım Yarımadası’nı kontrolü altına alarak ilhak ettiğini ilan etti. Birleşmiş Milletler ise Ukrayna’nın uluslararası alanda tanınan sınırları içindeki toprak bütünlüğünü teyit etti.
Akyel, Kırım Tatarlarının nüfus bakımından azınlıkta olmalarına rağmen topraklarının geleceği konusunda mücadele ettiklerini belirterek uluslararası destek eksikliğinin kendilerini zor durumda bıraktığını dile getirdi.
“Eğer orada yanımızda dursalardı belki bu savaş bu şekilde olmayacaktı” diyen Akyel, Kırım’ın işgalinin ardından Ukrayna’da yaşanan savaşın kendi halkları açısından da ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.
Kırım’da Rus yönetimine karşı çıkan Kırım Tatarlarının siyasi faaliyetleri, ifade özgürlükleri ve örgütlenme hakları da işgal sonrasında uluslararası kuruluşların raporlarında yer alan başlıca sorunlar arasında bulunuyor.
Almanya’da kaç Kırım Tatarı yaşıyor?
Söyleşimizin önemli başlıklarından biri de Almanya’daki Kırım Tatarlarının nüfusu ve örgütlenmesi oldu.
Akyel, Almanya’da yaşayan Kırım Tatarı kökenli insanların sayısını yaklaşık 200 bin olarak tahmin ettiklerini, bazı hesaplamalarda bu rakamın 200-250 bin aralığında değerlendirilebileceğini söyledi.
Almanya’daki faaliyetlerin özellikle Dortmund, Gelsenkirchen ve Köln çevresinde yoğunlaştığını anlatan Akyel, Hamburg, Berlin, Frankfurt, Münih ve Nürnberg gibi şehirlerde de topluluk üyelerinin bulunduğunu ve örgütlenme çalışmalarının sürdüğünü belirtti.
“Az olsak da büyük ses ve başarı getirebiliyorsunuz” diyen Akyel, teşkilatlanmanın Kırım Tatarlarının en önemli özelliklerinden biri olduğunu vurguladı.
Almanya’daki çalışmaların kültürel kimliğin korunması, topluluk üyelerinin bir araya gelmesi ve Kırım meselesinin kamuoyunda gündemde tutulması açısından önem taşıdığını belirtti.
Türkiye’den destek görüyorlar mı?
Türkiye’de Kırım Tatarlarının faaliyet gösterdiği dernekler ve toplumsal kuruluşlar bulunduğunu söyleyen Akyel, Almanya’daki çalışmaların da kendi imkânlarıyla sürdürüldüğünü anlattı.
Akyel, Türkiye’deki derneklerin kendi alanlarında çalıştığını, Almanya’daki örgütlenmelerin de faaliyetlerini sürdürdüğünü belirterek Türk devletinin kendilerine destek verdiğini ifade etti.
“Kırım’dan vazgeçmeyeceğiz”
Söyleşimizin sonunda Akyel’e Kırım’ın geleceğine ilişkin beklentilerini sordum.
Kırım Tatarlarının mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini belirten Akyel, yalnızca Kırım için değil, Türk dünyasının farklı bölgelerindeki halklar için de özgürlük ve birlik düşüncesini savunduklarını söyledi.
İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” sözünü hatırlatan Akyel, kültürel bağların korunmasının ve toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekti.
Söyleşiyi tamamlarken iyi dileklerini ileten Akyel, gazetecilik çalışmalarımıza ilişkin teşekkürlerini paylaştı.
Kırım Tatarlarının hikâyesi; sürgünler, göçler ve siyasi baskılar kadar, kimliği ve kültürü koruma mücadelesini de içeriyor. Almanya’da sürdürülen örgütlenme çalışmaları ise bu tarihî hafızayı yaşatma ve gelecek kuşaklara aktarma çabasının bir parçası.
Kırım Tatarlarının gelecek umudu: Dil, kültür ve birlik
Söyleşimizin sonunda Akyel’e Kırım’ın geleceğine ilişkin beklentilerini sordum.
Kırım Tatarlarının bağımsızlık ve kendi geleceklerini belirleme hedeflerinden vazgeçmeyeceklerini belirten Akyel, yalnızca Kırım için değil, Türk dünyasının farklı bölgelerindeki halklar için de özgürlük ve birlik düşüncesini savunduklarını söyledi.
İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” sözünü hatırlatan Akyel, kültürel bağların korunmasının ve toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekti.
Bu kısa sohbetten geriye, yalnızca tarihsel kayıpların değil, kimliğini koruma kararlılığının da anlatıldığı bir hikâye kaldı. Kırım Tatarlarının yaşadığı sürgünler, göçler ve siyasi baskılar, bugün de hafızalarında canlılığını koruyor. Almanya gibi farklı ülkelerde sürdürülen örgütlenme çalışmaları ise bu hafızanın gelecek kuşaklara aktarılması çabasının bir parçası.
Kırım Tatarları, tarihî yurtları Karadeniz’in kuzeyindeki Kırım Yarımadası olan, kendilerine özgü dili, kültürü ve tarihî hafızası bulunan bir Türk halkıdır. Kırım Hanlığı, yüzyıllar boyunca bölgenin siyasi tarihinde önemli bir rol oynadı ve Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler kurdu.
1783 yılında Kırım Hanlığı, Rus İmparatorluğu tarafından ilhak edildi. Bu gelişmenin ardından çok sayıda Kırım Tatarı, farklı dönemlerde Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kaldı.
Kırım Tatarlarının tarihindeki en acı olaylardan biri ise 18 Mayıs 1944’te başlayan sürgün oldu. Sovyet yönetimi, Kırım Tatarlarını Nazi Almanyası ile iş birliği yapmakla suçlayarak yüz binlerce insanı yurtlarından zorla çıkardı. Başta Orta Asya olmak üzere Sovyetler Birliği’nin farklı bölgelerine gönderilen sürgünler sırasında ve sonrasında çok sayıda insan hayatını kaybetti.
Kırım Tatarlarının yurtlarına dönüş mücadelesi onlarca yıl sürdü. Sovyetler Birliği’nin son döneminde dönüşler hız kazandı; ancak 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi ve ilhak ettiğini ilan etmesi, halkın geleceğine ilişkin kaygıları yeniden artırdı.
Bugün Kırım Tatarları, tarihî kimliklerini, dillerini ve kültürlerini koruma mücadelesini sürdürürken Kırım’daki insan hakları ihlalleri ve siyasi baskılar da uluslararası gündemdeki yerini koruyor.

