Nihat ERCAN
(TGH Onursal Başkanı)
ni.ercan@googlemail.com
Başka insanların nasıldır bilmem ama benim dağlarda Çoban Ateşi yakan dostlarım vardır her zaman. Kendilerini doğrudan tanıma olanağı ya olur ya olmaz ama uzattıkları ellerine dokunabilirim sanki. Selamlaşırım onlarla uzaktan uzağa. Kimileri çok geçmiştedir, kimileri çok uzaklarda ama seslerini duyarım; sessiz çığlıkları yankılanır kendi büyük/küçük evrenimde. Kimi zaman susarım, zaman olur çığlıklarım onlardan yankılanır ışık hızında.
Onlar hep vardır bir yerlerde; zihin telsizimden ulaşırım onlara. İşte bu nedenle hiç yalnızlık duygum yoktur. An olur tek sözcükle, anlar olur sayfalar dolusu bir kitapla söyleşir, dertleşir, tartışır, dövüşür ve barışırız sonunda onlarla. Bilincinde olduğum evrimin kuralına isyan ederim ve duygularım onlar dönüşürken. Onlar yok olmazlar, ölmezler de; bilgelerin, sanatçıların, filozofların öldüğü görülmemiştir. Yaşar onlar, bir biçimde dokunulunca kendilerine, dipdiri doğrulurlar karşınıza geçerler, söyleşiye başlarlar sizinle…
Mart ayı 2026 içinde, birisi 13’ünde, diğeri 14’ünde ve üçüncüsü 6 Nisan’da gittiler sonsuzluğa; onlardan üçü. Birisini ekranlardan ve kitaplarından, ikincisini resimlerinden ve kitaplarından, üçüncüsünü bir konferanstan ve kitaplarından tanıdığım dostlarım.
İlber Ortaylı yarı ağdalı diliyle keyifle ekranlarda tarih, kültür, uygarlık, demokrasi, düşüncede sınırsızlık dersleri veriyor: “Tanrının insana verdiği en önemli şey akıldır” dedikten sonrası… İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Alman Nüfuzu, Atatürk… ve diğer yapıtları… Dokuz dilde konuşan dokuz insan değil, BİR İNSAN? Bilge insan?! Kalıplara sığmayan, herkese uzak ve herkesin en yakınında, evrenselin yereli, yerelin evrenseli tarih belleği insan.
İkincisi özellikle buradaki Türkgillere uzak mı uzak, azımıza çok yakın bir Alman dost: Jürgen Habermas, günümüzde yine önemli bir Frankfurt Okulu çıkışlı Alman filozof. Kamusal alanda eleştirel dilin, demokratik iletişimsel eylem kuramının, modern toplumların yaşam dünyasını anlama ve uygulamalı sorunsallarıyla uğraşan düşün insanı. Özgürleşmeyi ve yetkinleşmeyi ussal tartışmalarla sağlamak. Metalaşmayan insan ilişkileri, toplumların akılcılaşması, insansallaşması, demokratikleşmesi, insan soyuna özgü iletişimselleşmenin evrimselleşerek kurumsallaşması özlemi?!
Üçüncüsü yine bizgillerden çılgın Türk, başkaldıran çok yönlü ya da yönsüz bir kaya: Yalçın Küçük, sağı solu belirsiz. “Avrupa’da aydın yoktur artık, tümü İkinci Dünya Savaşı’nda öldürüldü; eskiden cahil diyorduk, şimdilerde kibar olduk, üniversite hocası diyoruz.” Kemalizmin etkinliğinin kalkması Türkiye’de şiddetin artmasına neden olan başlangıçtır. “Aydınlar Üzerine Tezler” kitabıyla Türk aydınlarının aynaya bakarak kendi karikatürlerini görmelerini sağladı, onları çok kızdırdı. “Türkiye Üzerine Tezler” tarihimizi anlamamızın/anlaşılmamasının yitik anahtarlarından birisi gibidir.
Bilmem kaçıncı kez yargılanırken, mesleğini soran yargıca: “Mesleğim tutuklu” deyince, yargıç tekrar sorar; akademisyen mi, prof. mu diye. Onun yanıtı: “En uzun yaptığım mesleğim tutukluluktur, asıl mesleğim tutuklu.” der. Bir başka yerde: “Beni çıkartın, son 40 yılda Türkiye’de hiçbir ciddi tartışma kalmaz.” Alçak gönüllülüğe yeni katkısı, hep boynunda solculuk belgesi Kırmızı Atkısı…
“Felsefe mekânı boşluk, hedefi sonsuzluk olan bir bilgi serüvenidir.”
Yalçın Küçük, anlamsızlığın anlamı ya da anlamın anlamsızlığı, bireysel beyin fırtınası kaosu?!
+Yazarın tüm yazıları
