Ahmet Durmuş | Editörün Köşesi

Bir İşçi Çocuğunun Hikâyesi: Cem Özdemir ve Bitmeyen Tartışma
Almanya’ya Türkiye’den iş gücü göçünün başlamasının üzerinden yaklaşık 65 yıl geçti. O yıllarda Almanya’ya gelen insanların büyük bölümü fabrikalarda, temizlik işlerinde, mutfaklarda ve en ağır işlerde çalışıyordu. Çoğu kişi onları geçici işçi olarak görüyordu; hatta pek çoğu “misafir işçi” olarak adlandırılan bu insanların Almanya’da kalıcı olacağını bile düşünmüyordu.
Aradan geçen on yıllar, bu hikâyeyi bambaşka bir noktaya taşıdı.
Bugün Almanya’da göçmen kökenli insanlar siyasette, bilimde, ekonomide, sanatta ve sporda önemli başarılara imza atıyor. Bu başarıların sembolik örneklerinden biri de hiç kuşkusuz Cem Özdemir.
Türkiye kökenli bir ailenin çocuğu olan Özdemir, yıllar içinde Almanya siyasetinin en tanınan isimlerinden biri haline geldi. Önce Yeşiller Partisi’nin eş başkanlığını yaptı. Ardından federal hükümette bakanlık görevine geldi. Şimdi ise Almanya’nın en güçlü eyaletlerinden biri olan Baden-Württemberg’de eyalet başkanı (Ministerpräsident) oldu.
Bir işçi çocuğunun hikâyesi için bu, küçümsenecek bir yolculuk değil.
Bu başarı, birçok kişi için Almanya’daki göç hikâyesinin geldiği noktayı gösteren güçlü bir sembol.
Ancak ilginç olan şu: Cem Özdemir’in başarısı Almanya’daki Türk toplumunda her zaman aynı şekilde karşılanmıyor.
Bir kesim onu göçmen kökenli gençler için bir rol model olarak görüyor. “Bizden biri”nin Almanya’da en üst siyasi makamlardan birine ulaşması, özellikle ikinci ve üçüncü kuşak için bir vizyon ve özgüven kaynağı olarak değerlendiriliyor.
Fakat başka bir kesim ise Özdemir’i yıllardır sert şekilde eleştiriyor.
Özellikle muhafazakâr veya kendisini milliyetçi olarak tanımlayan bazı çevreler, onun politikalarını ve Türkiye konusundaki tutumunu sık sık hedef alıyor.
Cem Özdemir’in bu eleştiriler hakkında söylediği bir söz oldukça dikkat çekiciydi:
“AK Partililer beni eleştiriyorsa doğru yoldayım.”
Bu söz aslında Almanya’daki Türkiye kökenli toplum içinde siyasetin ne kadar kutuplaşmış olduğunu da gösteriyor.
Nitekim son tartışma da bunu açıkça ortaya koydu.
Hamburg’da tanınmış hekimlerden Dr. Mustafa Yoldaş, Cem Özdemir’in Baden-Württemberg’de eyalet başkanı seçilmesini sosyal medyada “Baden-Württemberg için kara bir gün” sözleriyle eleştirdi.
Buna karşılık yine Hamburg’da uzun yıllar siyaset yapmış bir isim olan Behçet Algan, HamburgHaber’e gönderdiği açıklamada bu tür yorumların “ayrıştırıcı ve bölücü” olduğunu söyledi ve Özdemir’in başarısının takdir edilmesi gerektiğini vurguladı.
Yani aynı olay…
Ama iki tamamen farklı bakış.
Bu tablo aslında sadece iki kişinin görüş ayrılığını değil, Almanya’daki Türkiye kökenli toplum içinde uzun süredir var olan siyasi ve kimlik tartışmasını da yansıtıyor.
Peki burada sorulması gereken soru şu:
Bir göçmen işçi çocuğunun Almanya’da eyalet başkanı olması, hangi siyasi görüşten olursa olsun, göç hikâyesinin önemli bir aşaması değil midir?
Bir siyasetçinin politikalarını eleştirmek elbette mümkündür. Bu demokrasinin doğal bir parçasıdır. Ancak bir başarının “kara gün” olarak görülmesi de toplum içindeki kırılmaların ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
Bugün Almanya’da büyüyen gençler için mesele belki de daha farklıdır.
Onlar için Cem Özdemir’in hikâyesi, hangi partiden olursa olsun, şu mesajı veriyor:
Bir zamanlar Almanya’ya işçi olarak gelen insanların çocukları artık bu ülkenin siyasetini yöneten isimleri arasında yer alabiliyor.
Bu, sadece bir kişinin başarısı değil.
Aynı zamanda bir göç hikâyesinin dönüşümü.
Ve belki de asıl tartışılması gereken şey şu:
Bu başarıyı bir gurur hikâyesi olarak mı göreceğiz, yoksa kendi içimizdeki siyasi kavgaların gölgesinde mi bırakacağız?
