
Nebahat S. ERCAN
nebahat.s.ercan@gmail.com
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Günümüzü kutluyor, sizleri sevgiyle selamlıyorum.
Bugüne önem veren, “Kadın Hakları, Emekçi Kadınlar Günümüz”ü anma ve kutlama gününü düzenleyen Beşiktaşlılar Derneğini kutluyorum, başta Müşerref Hanım olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyorum. İyi ki böyle duyarlı kuruluşlarımızın var!
Bugün Kadın Hakları Gününü kutlarken, kaybedilenleri anarken Dünya’daki savaş çığlıklarını duymazdan gelemeyiz; çok ağır silahların kullanıldığı günümüz savaşlarında insan hakkını hatta canlıların yaşama hakkının düşünülmesi gerektiğine dikkat çekmek istiyorum. Kadın, erkek, çocuk gözetmeden savaşın katlettiği insanları, emekleri yakıp yıktığını, doğanın, havanın, suyun nasıl kirletildiğini, canlıları nasıl zehirlediğini ne yazık ki yaşayarak görüyoruz. İnsanlık kendi sonunu mu getirmeye çalışıyor diye sormadan geçilmiyor!
Bu kara tablodan sonra gelelim “Kadın Hakları Gününün” tarihçesine:
8 Mart 1857’de ABD’nin New York kentinde 40 bin dokuma işçisi kadının günde 16 saat çalışmalarını 10 saate düşürmek ve daha iyi koşullarda çalışmak istedikleri için dokuma fabrikasında greve başlarlar. Ancak güvenlik görevlilerinin işçilere saldırması, işçilerin fabrikaya kilitlenmesi ve ardından çıkan yangın nedeniyle 129 işçi kadın orada can verir. Olaylar büyür, cenaze törenine yüz binlerce kişi katılır ve bu hareketle başlar “Kadınlar Günü”nün öyküsü.
26–27 Ağustos 1910’da Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale (1889–1916 dünya çapında sosyalist ve işçi partilerini bir araya getiren uluslararası birlik ve mücadele örgütü) bağlı kadınlar toplantısında Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857’de ölen emekçi kadınlar adına 8 Mart’ın “International Frauentag”, “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılması önerisinde bulunur ve öneri oy birliği ile kabul edilir.
1921 yılına kadar ilkbaharlarda kutlamalar, anmalar yapılırken 3. Uluslararası Kadın Konferansında 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanması kararlaştırılır. O tarihten itibaren her yıl “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” gününde kutlanmaktadır. (Buna kutlama değil de anma denmesini doğru buluyorum.)
Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Gününe 1960’lı yılların sonunda ABD’de yeniden anılmaya başlanır.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul eder.
Bu tarihten itibaren dünyanın pek çok ülkesinde 8 Mart’ta “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaktadır.
Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında, iki kız kardeş Rahime Selimova ve Cemile Nuşirvanova’nın girişimi ile gerçekleşir ama her yıl düzenli yapılması değişik nedenlerle gerçekleştirilemez.
1975 yılında, “Türkiye Kadın Yılı Kongresi” yapılır ve Kadınlar Günü düzenli olarak kutlanmaya başlanır ta ki 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar… 4 yıl kutlamalar yapılamaz, yaptırılmadı demek daha doğru olur… 1984’ten itibaren tekrar kutlanmaya başlanır.
Atatürk’ün devrimleri arasında 1934’te kadınlara verilen seçme ve seçilme vb. haklar devrimlerin en önemlisidir. Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinden bile önce Türk kadınına seçme ve seçilme gibi haklar verilmiştir.
Atatürk, “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzların üzerinde göklere yükselmeye layıksın. Dünyada her şey kadının eseridir.” diyerek kadına verdiği önemi vurgular. Ama ne yazık ki Türk kadını verilen haklara yeteri kadar sahip çıkmamış, önemini kavrayamamıştır.
Suudi Arabistan Kralı son yıllarda Atatürk devrimlerinden etkilendiğini söyleyerek kadınlara (ehliyet alma, erkeksiz dışarıya çıkma vb.) haklar vermeye başlamıştır.
Gelelim bugünlere…
Ülkemiz Türkiye’de ve içinde yaşadığımız ülke Almanya’da kadınlar erkeklerle eşit mi, çok yönlü istenilen durumdalar mı? Olması gereken eğitimi alabiliyorlar mı? Dünyadaki kadınların durumu nasıl? Kendilerine, ailelerine, çocuklarına yeteri kadar ilgi gösterebilecek ortama, olanağa sahipler mi? Yetişme, yaşama, çalışma koşulları iç açıcı mı?
Aile içinde, içinde yaşadıkları toplumlarda kendilerini güvende hissediyorlar mı?
Ne yazık ki yukarıdaki ve bunlara benzer pek çok konuda sorulan sorulara olumlu yanıt alınamıyor.
Bu günün kutlamasına kolay kolay gelinmesi de kadınların örgütlü mücadelesiyle olmuştur, bazı haklar kazanılmıştır ama yeterli olmadığı herkes tarafından bilinir. Kadınlar olarak aşılması gereken pek çok engelin olduğu görülmektedir. Bu çağda bile pek çok ülkede eğitimde ve iş hayatında, kısacası yaşamda eşit haklara sahip değiller.
Ülkeler, kıtalar arasında tabii ki çok büyük farklılıklar var; Türkiye ile Almanya’yı aynı görmek mümkün değildir. Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da kadınların durumu, yaşam olanakları çok farklıdır. Afganistan’da, İran’da, Gazze’de, Somali’de vb. pek çok ülkede nelerin olup bittiği bilinmektedir.
Kırsal kesimlerin, kentlerin, inanışların insanların yaşamlarını etkilediği ve çok büyük farklılıklar olduğu bilinmektedir. Küçülen dünyada her şeyde olduğu gibi kadınların durumunun da artık basın-yayın aracılığı ile çok açık ve net görülebildiği bilinmektedir.
Kızlar kaçırılıyor, hiç tahmin edilmeyen yerlerde kızlar çocuk yaşta evlendiriliyor, işkenceler, şiddet, en yakınları tarafından hemen her gün haberlerini duyduğumuz katletmelerin önüne geçilmiyor mu yoksa geçilmek istenmiyor mu? Bırakın başka ülkeleri Türkiye’mizden hemen her gün kadın cinayetlerini duyuyoruz.
Daha dört gün önce öğrencisi tarafından katledilen öğretmen Fatmanur Çelik ve aynı gün kızıyla birlikte eski eşi tarafından katledilen ve aynı ismi taşıyan Fatmanur Çelik’in acı haberlerini aldık.
Bugün Adana’da 46 yaşındaki bir kadının, bir tarikatın yöneticisi olan eşi tarafından iple boğularak öldürüldüğü haberi verildi. Öldürüleceklerini yetkililere bildirdikleri halde kurtarılamadılar! Kadını koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı kadınlara yönelik baskıyı artırdığını kadın örgütleri haykırıyorlar ama yetkililer tarafından ne yazık ki dikkate alınmıyor.
Tüm katledilen kadınları ve kaybedilen anaları saygıyla anıyor, rahmet diliyorum.
Türkiye’de kadınların %78’i kendilerini güvende hissetmiyormuş. 18–19 yaşlarındaki genç kadınların %68’i dışarıda yalnız dolaşmaya cesaret edemediklerini belirtiyorlar.
Almanya gibi Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinden birinde kadınların üçte birinin şiddet gördüğü 2 Mart 2026 günkü haberlerde verildi. Kadın evlerinin şiddete maruz kalanlarla dolu olduğunu duyuyoruz. Erkeklerle aynı işi yapan kadınların %6 daha az kazandığını araştırmalar göstermiş. İleri yaşlardakilerde bu fark daha da fazlaymış.
2025 yılı verilerine göre Türkiye’de %15–%17, dünyada ise %19, en iyi şekliyle %16 oranında kadınların erkeklerden daha az kazandığı saptanmış.
Türkiye, 148 ülke arasında 135. sırada yer almakta olduğu daha yeni açıklandı, ne yazık ki gittikçe gerilediğinden söz ediliyor!
Tek kurtuluş yolu ancak kadınların örgütlenmesiyle, iyi eğitim almasıyla ve kendi ayakları üzerinde durmasıyla gerçekleşebileceğine inanmak ve ona göre bilinçli hareket etmekten geçtiği görülmelidir.
Yazarın tüm yazıları
