DİYARBAKIR
“DOĞUNUN PARİSİ” diye değerlendirilen bir Anadolu kenti…
Etrafı MÖ 3000 yıllarında Huriler tarafından temeli atılan, 9.000 yıllık tarihi yüksek surlarla çevrili; genelinde iki katlı yapılar, iç içe geçmiş, tıka basa mallarla dolu büyük dükkânlar, paket taşlarla döşenmiş yolları, bakımsız dar sokakları ve bakımsız konutlarıyla DOĞUNUN PARİSİ diye adlandırılan kent Diyarbakır.
Meşhur yiyecekleri olarak tanınan ciğer, lahmacun ve et yemekleri, baklava ve künefe adlı tatlılarından oluşan restoranları gözleri dolduruyor.
Çeşitli (Türk, Kürt vb.) kahveleri ve sokaklarında küçük kâğıt fincanlarla müşterilere ikram ederek satmak isteyen 15-16 yaşlarındaki gençler… Renklileştirilerek çok güzel paketlenmiş, renklendirilmiş badem şekerleri, yeni çıkmış telefon çeşitleri ve kılıfları ve de tarihî kiliselerden dönüştürülen camiler,
İslamiyet’in Diyarbakır’ı fethettiği 639 yılında kiliseden çevrilen ULU CAMİSİ, DÖRT AYAKLI MİNARESİ, değişik dinlerin ibadet yerleri olan KİLİSELERİ kente ayrı bir renk katıyor.
Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp ve Ahmet Arif ve Diyarbakır müzeleri, çevresi turistlere yönelik hediyelik eşyalar, restoranlar, büfeler ve oturma yerleri, masalarıyla dekore edilmiş DİCLE üzerinde yer alan asırlık ON GÖZLÜ KÖPRÜSÜ’yle cazibe merkezi bir kent.
Tarihî müzesinde geçmişe, Mezopotamya Ovası’na yolculuk yapılıyor… İşkenceleriyle adını duyurmuş, içine girilmese de duvarlarına yansıyan soğukluğuyla insanı etkileyen hapishanesi ve SUR’un kenti adeta kucağına almış görünümü görmeye değiyor, geçmişe iyi bir yolculuk yaptırıyor.
Diyarbakır’ı çevreleyen SUR’un dış ve iç diye ikiye ayrıldığı, DIŞ SUR’un önemli dört çıkış kapısı olduğu biliniyor ve bunların dışında sonradan açılan küçük 25 kadar kapısının olduğu anlatılıyor. En önemlisi, doğusunda, batısında, güneyinde, kuzeyinde olan büyük kapılarından trafik yoğun olarak işliyor ve buralardan kentin dışına çıkılıyor.
SUR üzerinde dolaşılarak Diyarbakır’ı, Dicle Nehri’nin çevresindeki verimli ovayı ve çevresini daha iyi görme olanağı bulunuyor. Turistler, başka kentlerden gelen konuklar ve öğrenciler görebiliyor.
DÖRT AYAKLI MİNARE, ULU CAMİ ve ON GÖZLÜ KÖPRÜ’nün çevresinden sonra SUR üzerinde dolaşmak en çok ilgi gören yer.
ÜNİVERSİTESİ ve (arayarak bulduğumuz, çevresi barikatlarla çevrili) VALİLİK bu SURLARIN dışında kalıyor.
Bu kentte çok yüksek binanın olmaması dikkat çekiyor.
Nüfusu iki milyona dayanan DİYARBAKIR’ın 17 ilçesi bulunmaktadır.
Hızlı nüfus artışı ve çalışma alanının kısıtlı olması işsizliğin artmasına neden oluyormuş ve dolayısıyla çok göç veren bir kent olduğu ama son yıllarda geriye dönüşlere sıkça rastladığı söylenmekte.
Pamuğun bile yetiştiği bu topraklarda tarımın ve hayvancılığın gelişmediği, turizmin de üç ay sürdüğü anlatılıyor.
Yani buralarda da görülen her şeyi olduğu ama değerlendirilemeyen bir Anadolu kenti dedirtiyor.

